Go Back   Gizli İlimler Alemi,Büyü Yapma,Aşk Büyüsü Nasıl Yapılır,Büyü Nedir > İSLAM DİNİ > Kur'an-ı Kerim'den Ayetler Ve Bilgiler > Kur'an-ı Kerim Tefsiri

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil
Okunmamış 01-08-11, 16:33   #1 (permalink)
ÜYE
 
Üyelik tarihi: 29-06-11
Mesajlar: 2
Konular: 2
Tecrübe Puanı: 0
enterthematrix is an unknown quantity at this point
Standart Kur'antum, Kur'an-ı Devrim- Levh-i Mahfuz, Bin Yılın Kur'an Tefsiri-***** Özdemir

medyum dolunay
Kur'antum, Kur'an-ı Devrim- Levh-i Mahfuz, Bin Yılın Kur'an Tefsiri-***** Özdemir

"bu kitapta karşılaşacağınız heyecanın, dini böylesi bir sevgiyle kucaklamanın örneği, daha önce ancak islamiyet’in ilk yıllarında görülmüştür… aradaki binyıllık süreçte dinibütünler, dini kabullenmişler ancak h e y e c a n l a n m a m ı ş l a r d ı r. bu kitap; kurantum kur’an-ı devrim, bir dinin doğumundan binyıl sonra, 7’den 70’e her yaşam biçiminden insanı, nasıl sarıp sarmalayabildiğinin gerçek hikayesidir. bu hikayedeki isimsiz gerçek kişiler, onlar 21. yüzyılın sahabeleridir. televizyon seyreden, kredi kartı kullanan, ev kirası ödeyen, facebook profilini güncelleyen, hayattan zevk alacak gustonun sahibi, yepyeni bir sahabe nesli…neslinin tükendiğine inanilan heyecanlı müslümanlar... k u r a n t u m ’ l a - g e r i - d ö n d ü l e r "

Mümkün olduğu kadar subjektiviteden kaçınarak yazmayı düşündüğüm bu eleştiri yazısının konusu gerçekten de çok yönlü bir alana isabet ediyor. Uzun arayışlarla beraber, kaybedilen annenin ardından duyulan büyük acı, hissedilen ölümün ardından gelen sığınma duygusuyla gidilen kapılardan –aranılan bulunamayarak-dönülmesi, daha sonra “belki” denerek bir kiliseye gidip, hemen sonra oradan hızla uzaklaşıp gözlerini göklere çevirdikten sonra Allah’a hitaben “yeni bir din gönder!” duası, isyanı, nidasıyla gelişen bir süreç…

“***** özDEMİR 1974-2006: 1974 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde İletişim, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Endüstriyel Ürün Tasarımı okudu. Reklam ve İletişim sektöründe 10 yıl çalıştıktan sonra 2006 yılında O Kitabı yazdı.” Kitaptaki özgeçmişi bu şekilde. Kitabı yazmaya başlamasıyla zımnen ikinci bir kişiliğe bürünüldüğünün de altı çiziliyor, 2006 senesi sanki ölüm senesiymiş gibi verilerek. Ve küçük harf, büyük harf seçiimleri de kimbilir belki de büyük bir SIR’dır. Kitabın yazılış süreçlerini kendi dilinden dinleyelim. Yazılma süreçlerinden ilki. Uzun meditasyonlar, açlıklar, riyazatlar..

“Yeniköy’deki konforlu evimdeki bir yılım, sürekli meditasyonla geçti. Tek başımayım, hiçbir şey yok, açlık çektim mesela. O eve çok ciddi bir kira ödüyorum ama bu gerekli fakat bunun dışında yokluk çekiyorum resmen. Çünkü ses bunun böyle olmasını istedi, bana kendi reklam ajansımı kapattırdı. Ne dediyse uydum. Hiç kimseye yaşadığım sıkıntılardan söz etmedim. Bunu yaşamam gerektiği için. Ama çok aç kaldığımda bir bakıyordum ev sahibim elinde bir kap yemekle gelmiş mesela.”
Ve sonunda görülen vizyonlar, duyulan seslerin ardından gelişen süreç: “Klavyenin tuşlarına basan evet bendim. Ama Tanrı’nın elinin benim elimin üzerinde sürekli hissettim. Bu anlamda ilahi bir yardım aldığımı söyleyebiliriz. Zaten ben kendimi bu kitabın yazarı olarak görmüyorum. Ben, Tanrı’nın doğum günü’nün ilk okuyucusuyum… Şu an da yaptığım, okuyup çok sevdiğim bir kitabı herkese tavsiye etmek. Hepsi bu… Kitapla ilgili şahsıma dönük övgüler karşısında ne yapacağımı, ne diyeceğimi bu yüzden bilemiyorum. Bu kitap, benim değil onun eseri. Kendi eserinin üzerine benim adımı yazması ise tanrısal bir jest. Allah dilerse bir kütüğü bile bir alim haline getirebilir, bunun bir kanıtı. 33 yaşımdayım. Önceki kitaplarıma bir bakın. Yazdığım gazete köşe yazılarına da bir bakın. İslam’ın İ’sini göremezsiniz… İslam’ı Arapça bilen, İlahiyatçı insanlardan dinlemeye şartlanmış bir nesil… Kulağı küpeli genç bir delikanlıdan İslam’ın kadim sırlarını, peygamberin gizli vasiyetini dinlemek, bunların çok şaşırtıcı olduğunun ben de farkındayım. Ortada çok büyük bir sürpriz var. Süpriz, şok yaratan birşeydir. Şaşkınlık bu anlamda son derece olağandır. Bu durumu anlayış ve sabırla karşılıyorum. Hakkımda ne düşünürseniz düşünün, ben sizi çok seviyorum.”

Bu şekilde özetliyor süreci. Vahyin yeni sürümü olma iddiasını kendince temellendirirken ***** Özdemir. Başarılı bir reklamcı iken uzun meditasyonlar sonucunda gördüğü vizyonları vahiy sanarak yazdığı ilk kitabında Tanrı’ya yeni bir imaj çizen ve bunu doğumgünü olarak niteleyen yazar, sonrasında Peygamber Çocuklar diye yeni bir kitap çıkarmıştır. Bu iki kitabın birleştirilmiiş hali olan “Levh-i Mahfuz” kitabını aldım, okudum. Evet çok hızlı okudum. Çok sürükleyiciydi. Format olarak Tanrıyla chatleşen bir düzlemde yazılmıştı. Ama aslında bütün bunlar kendi içine doğan kelimelerdi. Evet bazı açımlamalarına hak vermemek elde değildi, etkilenmediğimi söylersem yalan olur.

Burada tipolojiyi biraz analiz edecek ve kitaplarından bazı uç örnekleri vereceğim. Misyonunu anlamaya hazır bir zihin oluşuyor önce. Sonra her ne kadar “11 Eylül İsrail’in işi” dese de, sanki bir projenin parçasıymış gibi düşüncelere sebep oluyor. Fatih Çarşamba ve Cemaat- Fethullah hoca örneklendirmelerinden feci şekilde rahatsız olarak İslam dininden uzaklaşan ve kendini bazı metafizik akımlarda yoga-meditasyon gibi uygulamaların içinde bulan kemalist, laik, çağdaş insan profiline yönelik yazılmış bir yatıştırıcı kitapmış gibi bir izlenim bırakıyor okuma sonucunda. Ama öyle ki güya bir sevgi dini oryata çıkarmak amacındaki bu arkadaşımız temel bazı taşları da yerinden oynatabiliyor.

Örneğin Yunus as’nin aslında yunus balığı olduğunu ve bir hayvan peygamber olduğunu söylüyor. Meryem annemizden hareketle sperm bankalarına destek veriyor. “Anne olmak için babaya katlanmak zorunda değiller” diyor çocuk isteyen kadınlar için. Tesettür ayetini, islam tarihinde bazı alimlerinde farklı yorumladığı gibi başı değil, göğüs bölgesini örtme ayeti olarak yorumluyor. Bana çok ilginç gelen Nur 35 yorumunu ise Ahmet Hulusi’de de görünce yatıştım biraz. Bence bu arkadaşa bilgi geliyor ruhaniler tarafından.. Ama o ruhani Cebrail as değil. Bu duruma en uygun bir açıklamayı yine Kur’an’da buluyorum Allah-u Alim: Enam 121 "... Şeytanlar kendi evliyasına/dost ve destekçilerine sizinle mücadele etmeleri için elbetteki vahiy gönderirler. O şeytan evliyasına boyun eğerseniz kesinlikle müşrikler oldunuz demektir."

Kitaplarından bazı örnekler vermek ve hatta bu örneklerin özetinin özetini vermek gerekirse, akıma ilk gelenlerden.. Mesela her insana 1000 senelik bir ömür biçiyor. Reenkarnasyon inancına da destek veren sayın yazar, Firavn’un Roma’da bir sokak ressamı olarak tekamülünü tamamladığını da söylüyor.. Ve öyle bir büyük iddiaya sahip ki, Ku’an’ın kendi iddiasını, yani “handi bunun bir benzerini getirin” iddiasını kendi kitapları için söylüyor ve İbrahim peygambere atfen inen “bu gencin inançlarımızı diline doladığını görüyoruz” ayetine vurguyla da kendinin bir yenileyici olduğunu, bir ingdigo Mehdi olduğunu belirtiyor. Hatta islamın, kuranın tek yenilenmiş versiyonu olduğuna kadar götürüyor işi.

Ve fakat, görünen o ki, o kesimde, yani hedeflediği kesimde çok etkili olduğu da bir gerçek.. Ben facebook grubuna dahildim. Ve bazı eleştirilerimden sonra oratan atıldım. Gruptayken o insanların coşkusuna şaşırmamak elde değildi. Birkaçı aşağıda:

“Kitabı okudum. Hem de dinden oldukça uzak olduğum bi dönemde okudum.. ***** Özdemir’e teşekkür ederim. Ki tamamiyle dağınık durumda olan taşlar birbir yerinde oturdu. Ve ben kendimi hiç olmadığım kadar çok dindar hissediyorum. Şimdi farzlara eskisinden daha çok bağlıyım.”

“Bu kitap bizim belki de bir tekamülümüz..Zamanı geldiğinde ortaya çıkması gereken bir kitaptı.. önyargıyla okuyanlar, altyapısı hiç olmayanlar, bugüne kadar hiç sorgulamamış beyinler bu kitapla sarsılabilirler.. ***** Özdemir’i cesaretinden dolayı tebrik ediyorum..”

“İyi ki okudum bu kitabı. Başucumda Kuran, salonumda Kuran, hatta arabada radyoda bile kuran dinliyorum. Ben artık cehennem ateşinde yanmamak için değil Yaradanıma yakın olmak için ruhumu arındırmak için namaz kılıyorum. Herkesin gönül gözü açık olsun sevgiler..”

Üstelik ilahiyat mensubu olup da, kaynakları orijinal metinden çözecek derecede ilme sahip olanların mektuplarını okuyunca çok daha şaşırıyorsunuz. Kurgu olma ihtimali de gözardı edilmeyerek. Ve sonra yenilerde Kurantum, Kuran-ı Devrim diye bir kitap daha çıkardı. Ben onu da aldım. Okuyorum. Bitmek üzere. Kurgusu Dona’yla yazışmak üzere değil. Makaleler halinde bazı konuları kendince açımlıyor… Kitabın yarılarına kadar, karşı kesime dair bir dönüştürücülük sezdim. Dindar müslümana dair bir etkiden ziyade laik müslümana yönelik bir etki sezdim..

Buna örnek olarak, 134. sayfadaki serzenişi yazayım: “"İstanbul Tophane'de sanatseverlere yönelik gerçekten üzücü bir mahalle saldırısı oldu. Camlar kırıldı. Benim lugatımda, din temelinde gerçekleşmiş saldırılar arasına girmez. Sanat- Din karşıtlaşması değildir. Anlatması uzundur. Çizilen profildeki dinci bir kişilik için, yanlış bir muhittir Tophane.. Bu olaydan aklımda kalan önemli bir nokta şu oldu. Bir ressamın bu hadiseyle ilgili yaptığı yorumu oldukça yaratıcı buldum: "Buuuu, ikinciii bir Madımaktııır." Sözden çok, bu sözü sarfeden ruhun titreşimleriyle ilgiliyim. Burada, ikinci bir Madımak yaşanmasına dönük bir gizli dua hissediyorsun. "bakın işte gördünüz mü" diyebilmek, dünya görüşünü doğrulatabilmek adına, insan denen vahşinin, içten içe neleri arzulayabileceğini görüyorsun. Burada bir tesbit değil, bir dua var... Menemen'deki titreşim. "Bu dinciler, adam da keserler!" yaftası var. Dincileri adam kesmeye davet var.Ffanatik Atatürkçülükte göze çarpan bir tehlike bu. Kötü olayları sezinlemek ile kötü olayları istemek arasındaki ince çizgi kaybedilmiş durumda... Ve bu kapı, hayırlı bir kapı değil. Bu kapı, "bana biat etmeyen bu toplum, helakı çoktan haketti" diyen plastik mehdilerin kapısı..”

Bu düşünce kırılmaları karşı kesimde bir ŞOK etkisi yaşatıyordur. Mesela alevi bir KPSS sınav gözetmeninin dilinden başörtülü bir hanım kardeşiimize dair duyulan kin ve sonrasında ***** beyin kitabındaki düşünceler hatırlanarak oluşan bir sempati hikayesi.. Ortaya değişik bir spritualist akım çıkıyor ve bu “yenilenen, hareket eden Kur’an” altyapısıyla sunuluyor. Gizli bir sure deşifre ediliyor ilk kitapta.. Hurufu Mukadda ile başlayan surelerin 2. Ayetlerinden değişik bir sure oluşturuyor. Ama o sure de çok ilginç değil açıkçası.

Benimle kıyametin kopmasına sebep olan durumlardan birisi de aşağıdaki alıntı.. Mustafa Kemal’e dair öyle uçuk değerlendirmeler var ki, şaşırırsınız. “Peygamber değilse bile onda peygamber kumaşı var” diyecek kadar uçabiliyor. Çatıştığımız mesele İstiklal Mahkemeleri: “Ne yapmıştır Mustafa Kemal, gericililikle mücadeleyi kurtuluş savaşı aşamasında hayata geçirmemiştir. Birleştirmiş, savaştırmış gerekli ortam oluştuktan sonra da gerici unsurları ayrıştırmış, toplumuna bu şekilde yön vermiştir. Bir ana, bir küçük çocuk, yaşlı ve mağdur bir adam. Duyarlı olma seçeneğini bunlardan yana kullanmıştır. Mustafa Kemal, azgın ve aşırı uçlardan gelen feryatlara kulağını tıkamıştır. Hangi alanda olursa olsun, devrim gerçekten de çok sert birşeydir. Kimse unutmasın ki isitklal mahkemeleri kimseyi gıdıklamak için kurulmamıştır. Orada epey sayıda birileri asılmış, idam edilmiştir. Çünkü devrim istesen de istemesen de yeri geldiğinde sert olması gereken birşeydir. Yobazlığın, gerilikçiliğin bütün önde gidenleri kurtuluş savaşı sırasında destek vermişlerdir Mustafa Kemal’e. Neden? Çünkü kafir orduları altetmiş fanatik müslümanlar olacaklardır her biri. Menkıbe haline geleceklerdir birer birer. Savaşan evliyalar. Gavur gittiğinde fanatik dinciliği patlatacaklardır memlekette. Amaç budur. Dindar müslümanlar gavuru altetmiş olacaktır. Meseleleri budur. Bu yüzden destek verirler gaziye. Küçük halifeliklerini kuracaklardır. Budur plan. Pusu kurarlar dahiye. Kurtuluş savaşını manipule etmeye çalışan o tiplerin hepsi asıldılar istiklal mahkemelerinde. Neden? Çünkü Mustafa Kemal sert çıkmıştır biraz. Bu yüzden öfkelidirler gaziye. Gericilikleri hayal kırıklığına uğrattığı için. Çok tipik bir devrimci karakteridir. İnsanlığa şefkatli bir hediye vermek istiyorsan, acımasız olmalısın.” 335-336-337-338. Sayfalardan…

Bunları sağlıklı bir zihnin kabul etmesi mümkün değildir. Bu yaranma çabasını parti kuran ilahiyat profesöründe bile görmemiştim açıkçası… Benim kanaatlerimden birisi de şudur ki, bu kitapları baştan sona okuyup da reddiye yazacak bol vakitli bir sağlam kafa çıkmamıştır. Çünkü girişler, gelişme ve sonuç gerçekten da sağlıklı bir zihin için katlanılması zor bir durum olarak beliriyor. Bu katlanmaya çoğu müslüman zaman kaybı olarak baktığındandır ki yazar da meydan okumasını güçlendirdikçe güçlendirmeye devam etmektedir: “cevap veremiyorlar” diyerek…

Ve bazı analizlerine ne yapacağımı şaşırıyorum. Kudüs israilin elinde kalmalıdır. Hacca gerek kalmamıştır. Haccı tesisleştirenler zalimdir. Kurban yerine burs.. vs vs gibi bir sürü aykırılık… Ama gözden kaçırılmaması gereken bir husus da çok iddialı ve inançlı bir grup veya cemaatin oluşmuş olduğudur. Sistem olarak içeriden bir çalışma gibi görünüyor. Yani “Kuran öyle değil böyle diyor” diyor. “Gelen şeyleri ben demiyorum ,Tanrı diyor” diyor. Hakkında kitap yazılan kitaplar kategorisine girdirmek pahasına da olsa, ya da direk bu çalışmaya cevap verilmese bile, en azından bu talepleri doğru yönlendirecek bir çalışma yapılmalıdır diye düşünüyorum..

Ortada bir fenomen var. Gürül gürül bir akış. Dine, kurana çok uzak kalmış insanlar bir vesileyle buluşuyor yaradanla. Giriş araçlarındaki eksiklik veya yanlışlık, bir bağlantının olduğunu yanlışlamaz. Kuran’la bu kadar içli dışlı olan insanlar herhalde, öyle sanıyorum ki sadece o kitapları tilavet edecek değiller, bir şekilde başka meallere göz atacaklar diye düşünüyorum ama… Yine de bu girişler ve bu etkiler bir noktada “lekum dinikum ve liyedin” dedirtiyor…

Kurantum’da bazı okuyucu düşünceleri “heyecanlı müslüman” adı aldında kitapta bölüm aralarına serpiştirilmiş.. Yani bazı uzak insanları yönelişlerini anlayabiliyorum ve fakat öyle heyecanlılar gördüm ki, ne diyeceğimi bilemiyorum.. Mesela: “En az 25 yıldır Kur’an’la tanışıklığımız. Okudum, ezberledim, eh Arapçamız da var.. Hayır arkadaşlar, ben Kur’anla tanışalı 45 gün oldu” demiş.

Kişisel gelişim kitaplarına yerinde bir eleştiri var. Özellikle çekim yasası denilen yeni ruhçu akımlara dair yaptığı eeleştiri gerçekten de dikkate değer. İşi az çok bilenler “hayırlısıyla” deyip çekim yasasını çalıştırmaları gerektiğini çözebilir.. Ama yeniler bunu düşünemeyebilir.. Bu bağlamda yazarın getirdiği açıklama yerinde ve bence doğru. Gerek 1024 sayfalık ilk iki kitap, gerekse 600 küsür sayfalık bu üçüncü kitap için, içinde çelişki bulana ödül de koymuş yazar. Bence kolayca bulunabilir. Ben açık buldum, sistem açığı. Zaten onu yazdıktan sonra engellendim. Bulmak zor değil, bulunur ama zaman harcamaya değer mi? Bu soru önemlidir. Bu bir akım olup gidiyor gibi görünüyor. Bu akımın da dengeleyici bir kitabı çıkmalıdır diye düşünüyorum.

Başörtüsü meselesinde zıplamalı- salınımlı (bence tutarsız) bir testi var. Ama başörtüsü yasağına karşı koyduğu tavır gerçekten harika. Okurken ağlamaklı oldum. Başörtüsü bağlamayı, “ayeti yanlış anlama hakkı” olarak gören sayın yazar, bakın yasakla ilgili neler söylemiş: “Başörtüsünün kendisi dinsel boyutta yanlıştır. Yasağı ise sosyal boyutta yanlıştır. Birileri örtünmeyi zorunlu tuttu, birileri de yasak kıldı. Bu iki zihniyet Türkiye’ye çok ama çok zarar verdi. Baş örten gelenekten gelen genö kızlar, bu iki grubun yarattığı çatışmanın tam ortasında açtılar gözlerini dünyaya. Elimizde bir rakam yok. Fakat olmasını çok isterdim. Kimbilir kaç kızkardeşimiz, kendine yenibir kader çizmek, o sert muhafazakar kabuğu kırmak isteyen, idealleri, hayalleri olan, öncesinde bir üniversitenin, sonrasında da bir kariyerin hayalini kuran kaç kız kardeşimiz, kendisine üniversite yolu kapandıktan sonra zorla evlendirildi? Yıllara vurulduğunda yüzbinlerce olduklarını tahmin etmek hiç de zor değil. Bizim az gelşmiş sözde islami geleneklerimiz, kız çocuklarına yetişkin bir yaşa geldikten sonra şu iki ihtimalden fazlasını sunmaz: 1- Ya evleneceksin. 2-Ya da evde kalmış olarak yaftalanacaksın. Üçüncü kapısı yoktur, güneşin gimediği o kahverengi evlerin. Sadece bir tanecik yangın çıkış kapısı vardır: O da üniversite hayalidir. Kazanmaktan, kaybetmekten öte, üniversiteli olabilme olasılığıdır o insanlaı ayakta tutan. Fakat biz, hem de devlet baba eliyle, işte o ihtimali aldık o kardeşlerimizin elinden. “senin üniversiteli olman sözkonusu bile olamaz” dedik. “boşuna girme sınava, kazansan bile giremezsin içeri”.. İlkokul zamanında haydi kızla okula, üniversite zamanında haydi kızlar eve.. Devlete isyanla doldurulup hayata salınmış yüzbinlerce gençkız. Devlete bağlı cıvıl cıvıl yurttaşlar yetiştirmesi beklenmekte….. … Bu bir anlık birşeydir. Liseyi bitirdin. Üniversiteye almıyorlar mı? Bitti. Bir yastıkta kocayacaksın..”

Bam tellerine dokunan ve ağır akorlar basan yazarın üslubu insanı çekiyor. Ben kendi duygularımı kontrol ettiğimde böyle bir sonuç alıyorum.
Fethullah Gülen hocaefendiye özellike Mavi Marmara meselesinde çok sert eleştirilerde bulunan yazarın, sayın başbakana duyduğu muhabbet bir kısım laikleri çıldırtacağa benziyor : “Kuranı devrim’in hayatın gerçekleri halini alması aşamasında benim siyasete atılacak halim ve misyonum olmadığına göre, devlet ve devletler düzleminde Kurantum sancağını taşımakla görevli birileri olmalı. Tanıştırayım. Huzurlarınızda başbakan.. Doğrularının sonuna kadar arkasında, yanlışlarının da vargücüyle karşısında olduğumuz bir kişilik. …..nükleer oldu-bittilerini vesaireyi bir tarafa bırakırsak, o bizim yüzde yüz manevi desteğimizi almış durumda. Biz bu desteği onun olduğu kişiliğe değil, olacağı kişiliğe vermekteyiz.” Tabi bu olacağı kişiliğe kavuşması için sayın başbakanın bu kitaplarla başbaşa bir hafa geçirmesi gerekiyormuş.

İlk kitaplarında da ikinci kitaplarında da Said Nursi’ye övgüler var. Bir ünsiyet kuruluyor gibi seziyorum. Zira Said Nursi de Risaleler için “yazdırıldı” tabirini kullanır ve “ben ilk talebesiyim” der. ***** Özdemir de Kurantum için “ilk talebesiyim” diyor. Said Nursi’yi överek bir nevi referans buluyor. Ve ikinci Said’e olan hayranlığını vurgularken, gelen tepkileri de savuşturuyor:
“Kurantum’daki Said Nursi simgesine iyi bakın. Türkiye’nin ve iki medeniyet bloğunun içinde olduğu kördüğümün çözümüe vesile olacak olan kişidir o. O’na ihtiyacın var. Said Nursi, değişimci, muhafazakar, anarşist. Said Nursi’nin hikayesi ve Kurantum zekası. İkisi biraraya geldiğinde şunu söyleyebileceksin karşı tarafa:
-Karşımızdaki bu milyonluk cemaat, Said Nursi’den doğma bir cemaat mi?
-evet
- bu cemaat bir nur cemaati midir?
-Evet, kesinlikle öyle
-o zaman kendi değişimini başarabilmiş ikinci hocaefendi nerede kaldı?”
…..
“İnsanlar onu islamcı olmakla itham ediyorlarken biz, yeterince islamcı olamadığını Hocaefendinin kendisine tebliğ etmek için buradayız. Birincisi insanları dine bu kadar cepheleştirmişken bana cevap verin şimdi: ikinci hocaefendi bugün gelmeyecek de ne zaman gelecek? Kurantum, Nur cemaatini Said Nursi özüne dönmeye davet ediyor.” Bir başka yerde de cemaat, muhafazakar masonlukla itham ediliyor.. Ve devrimin silindir gibi ezeceği ilk grup olacağını söylüyor.. İlginç olan tevafuklardan birisi de Balyoz sanığı paşalarla ***** Özdemir’in iktidarlarında ezilecek ilk grubun çakışması…

Said Nursi övgülerinden sonra kemalist okurların gönlünü alma çabası da gözden kaçmıyor: ”Atatürk çok başka bir yerde. Kişisel olarak bendeki etkilerini tartacak olursam Atatürk en az yüzde 51 çıkar. Fakat bu, Said’leri konuşmamıza neden engel olsun? Korkma Mustafa Kemal darılmaz sana..”
Risalei Nur övgüleri ve Atatürk övgüleri, ikisini denge unsuru olarak görmeler vs.. Buralardan çok zor sıyrılır ***** Özdemir. Bu iki isim aynı kalpte olabilir mi? İnsanın aklına parti kuan ilahiyat profösörünün iki Mustafa’yı birleştirme procesi geliyor..

Kitabın kurgusu ve içerdiği bilgilere baktığımda geçekten de şaşırıyorum. Çok güncel ve ispatlı yani muhkem temellerle yazıyor. Bazen aklıma Harun Yahya’nın çalışma ekibi gibi bir ekibi olduğunu düşünüyorum. Ve çağcıl spritüel akımlara karşı net bir duruş ve doyurucu cevaplar var. Mesela Çekim Yasası ve Aile Dizimi gibi. Yazar Ergenekon, Balyoz gibi davalara da değiniyor, ilginç buldum: “Bugün, Türk generallerinin neredeyse orduevlerinden daha çok mahkemelerde vakit geçiriyor olmasının nedeni nefretin baskısıdır. Bir soruşturmanın haberlerini izliyorum. Yüz küsür görevi başında, aktif komutan cezaevine girecekmiş. Bu nasıl bir şeydir? İçimin nasıl acıdığını anlatamam.. O komutanlar nefret baskısının kurbanları. Benimsemediğin, öteki dünya görüşünün siyasi iktidarına karşı “ordu göreve” diye pankartlar açtıkça sen, nefretinle onları baskıladıkça, onlar da belli ki bir takım düşünceler, planlar, tasarılar içine girmişler…” diyor. Değişik bir eleştiri tarzı.

Tevbe 19’dan yola çıkarak hac meselesini feci ıskalamış. Bir umreye gitsek iyi olacak bu arkadaşla. Tabi zem zeme de atılmış iftiralar var. Malcolm x gibi, bu arkadaşı hac adam eder herhalde. Sonra sahiplerince hedef olur belki kim bilir. Kitaplarda herkes kendi akorlarını hisseder ve herkes kendi tellerinin kırıldığını da hisseder. Kemalizm, İslamizm, Turanizm, Osmanlıcılık vs.. Kısa örneklerle geçiyorum..

Dona: Türklük küçüğüm, yapılacak ufak düzenlemelerle Tanrının model millet modeline geçiş için en uygun adaydır… Bütün bu sözlerle mevcut zinde güçleri de okşayan bir ses var. Bir Aşure vurgusu.. Daha önceleri de defalarca kendi kendimi onayladığım üzere bu kurgular, kollektif bir zekanın ürünü olmalıdır. Bütün kesimlerin kendinen birşeyler bualbileceği bir düzlem. Ve öyle bir düzlem ki mevcut olan herkes hem onaylanıyor hem de eleştiriliyor. Bir nevi tarafsız bölgemsilik..

Buna bir örnek daha: ” Ülkemle gurur duyuyorum. İnsanlığın baş düşmanı İsrail devleti’ne karşı hesapsızca ses yükselten herkesi saygım ve sevgimle selamlıyorum. Filistin sorunuma el koyan bu milleti selamlıyorum. Tam da ondan beklediğimiz gibi ortadoğu insanları için bir ışık olan ülkemde, uyanmaya başlayan bu yeni bilinci, vargücümle alkışlıyorum. Osmanlı ruhu hoş geldin, seni çok ama çok özlemişiz..”

Kurantumun acılar paradigmasını sevdim. İnsana düşen acılar.. Sen başkalarının acılarıyla ilgilendikçe, aslında kendi acılarını harcamış oluyorsun.. benzer şeyler kültürümüzde var. Ama daha bir ambalajlı sunulmuş burada.

Ve kendi özverisi, vazgeçişi, adanmışlığı, kendini bu kadar kaptırması vs.. kitapta davurgulandığı üzere saygıyı gerçekten de hakediyor. Asıl paradigma değişimlerini gördüğünüz zaman, bilinçaltınızda sağlam yerlere bastığını da farkediyorsunuz.. Bakış açısıyla neler neler değişebiliyor.. “Bugün Allah için ne yaptın?” sorgulamasını “Selam Tanrım, bugün benim için ne yaptın?” a döndürüyor..

Fal ve burç okumak gibi modern insanın düşebileceği yanılgılara dair de caydırıcı şerhleri var. Güzel olmuş. 13. Burç, İslam burcu..gibi..
Kitabın ilerleyen sayfalarında özel bir tecrübesini de anlatmaktan çekinmiyor yazar: Şifacılık.. Alınmış organları olan, ateşi 42 derece olan, inlemesi daim olan ve “artık istediğini yiyebilir” denilerek ölmesi umulan kanserli bir kişiye yapılan bir şifalama seansı.. Bilinçaltı temizliği, belki hipnoz-regresyon.. Ama dokunmak da var. Adam iyileşmiş.

Sonlara doğru Defne Joy’un ölümünü de kendince açıklıyor. “Eşini de çağırdı o gece, eşi gelmedi. Gelseydi, beraber eve dönerlerken takside ölecekti. Ölüm onu çepeçevre kuşattığı için davranışları garipleşmişti” vs. vs.. Yani gereksiz bir çaba olmuş bence.

Kendi öğretilerine rakip olarak İslam tasavvufunu, irfan ocaklarını görüyor olmalı ki, cezbettiği okurlarını kaybetmemek adına, açıkça 23 sayfalık bir tasavvuf reddiyesi-ikazı yazmış. İslam irfanı.. Acizane bence de bu meseleyi çözecek gibi görünen akım, yeni metafizik akımları zaten içinde barındıran İslam irfanının yeni bir din dili geliştirmesi. Cemaatten, radikallerden değil de, irfan ocaklarında bu kadar sözetmesi, bu kişilere de bir sorgulama aralığı açıyor.

Sonuç:

Bu adam gerçek ve yüreklerinden tutarak sarstığı çok adam var. Çok cesur, iddialı. Kişisel gelişim adına bana kattığı çok şeyler olmamıştır, paralele şeyler geliştirmiştir diyerek getirdiği yeni düzlemleri görmemezlik edemem. Çok çok uçlarda olan bazı düşüncelerinden dolayı görmezden gelinmemesi gerekir bence. Hani derler ya, olandaki hayrı aramak için 28 Şubat’tan sonra Müslümanlarda bazı müsbet değişiklikler oldu diye, bu şekilde düşünürsek ***** Özdemir’in bu çıkışı da bir silkelenmeyi, yeni bir din diline olan acil ihtiyacı gün yüzüne çıkararak alarm zillerini çaldırması açısından iyi olmuştur. Toplam 1700 sayfayı bulan bu çalışmalar, sert reflekslerle yanlışlanamaz. Yani bunun olmadığı aşikar.

Harun Yahya da bu minik rakibini ciddiye alıyor olmalı ki programında gündeme getirdi. Ve mahkemeye verdirdi.. Deşifre diye bir programda ilk kitaplara dair bilgiler verildi. ***** Özdemir de kendine Dona tarafından “televizyona çıkabilirsin” ilhamını beklediğini söylemişti. Bu ilham gelene kadar gerekli donanıma sahip olunması açısından biraz çalışılması gerekir. Bu vazife de Ömer Çelakıl kardeşimize bırakılmamalıdır.

Bu videoyu da izlemenizi öneririm:
Dailymotion - Atv Deşifre ***** Özdemir - Nachrichten & Politik Kanalı
Destek ve Emeğimiz İçin Lütfen Paylaşın:
enterthematrix isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
aşk büyüsü yapma
Okunmamış 01-08-11, 19:47   #2 (permalink)
ÜYE
 
Üyelik tarihi: 17-04-11
Mesajlar: 47
Konular: 0
Tecrübe Puanı: 0
sakin61 is an unknown quantity at this point
Standart

Birr çıldırmış mason ölduğunu tahmin ediyorum yine samanın altından yürüyorlar
Destek ve Emeğimiz İçin Lütfen Paylaşın:

Konu sakin61 tarafından (01-08-11 Saat 19:51 ) değiştirilmiştir.
sakin61 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



ask
Powered by vBulletin® Version kapalı
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.

Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:08.

Desteklenen Siteler=>Kısmet Açma Duası| Büyü| bağlama büyüsü| aşk büyüsü nasıl yapılır
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp,yasal olmayan bir paylaşım olduğunu düşünüyorsanız iletişim bölümünden bize ulaşabilirsiniz.Haberler Haberler