![]() |
|
|
#1 (permalink) |
|
ÜYE
Üyelik tarihi: 16-08-11
Mesajlar: 95
Tecrübe Puanı: 0 Konular: 69
![]() |
Hak, Gerçeklik, İslam, Allah’ın el-Hakk Güzel İsmi
Hak, Gerçeklik, İslam, Allah’ın el-Hakk Güzel İsmi Allah (c.c.) haktan yanadır. Her zaman haklı kazanır. Bazen haksız olan kazanıyor görünse de mutlaka sonuçta haklı olan galip gelir. Yalnız hakkın ahrete bırakıldığı durumlar da vardır. Müslüman’a en yakışmayan şey, yalan söylemektir. Bunun için peygamberimiz (s.a.s) müminin yalan söyleyemeyeceğini beyan buyurmuşlardır. Çünkü yalan gerçeğe zıt bir şeydir. İslam ise gerçeğe dayanır. Müslüman yalan söylediğinde haktan kopmaktadır. Onu yalan kadar zedeleyen başka bir şey yoktur. İslam hak din olduğundan müntesiplerinin de hiçbir zaman haktan kopmamalarını, hiçbir suretle yalan söylememelerini istemektedir. İlahi adalet hep haktan yana ilerler. Batılın bazen galip gelmesi bir imtihan sırrıdır. Allah’ın (c.c.) gerçek inanan kulları ile kalbinde kuşku bulunanları birbirinden ayırdığı bir süreçtir. Böyle bir durumda iken mümin haktan hiç kuşku duymaz, onun bir gün tecelli edeceğini bilir. Çünkü hak Allah’ın (c.c.) sözüdür, değişmez. Duyu organları ile algıladığımız her varlık, olay, olgu ile Allah’ın (c.c.) el-Hakk (Allah gerçeği ortaya serer, yalanı, yanlışı geçersiz kılar) güzel ismi tecelli eder. Onun için gerçekle hayali birbirine karıştırmamak gerekir. Gerçekte el-Hakk güzel ismi tecelli ederken hayalde arzularımız, düşüncelerimiz boy gösterir. Şahitlik, gerçeği temel alır. Adalet hakkı ortaya çıkarmak uğraşısıdır. Hakkın lehine şahitlikten kaçınmak ise büyük bir vebaldir: “Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhinde bile olsa Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun (Nisa suresi, ayet 135).” Hakkın karşısında batıl bulunur. Batıl daima değişmeye mahkûmdur. Çünkü insan kafasının ve arzularının mahsulüdür. Hayallerden doğmuştur. Gerçekle bağlantısı yoktur. Allah (c.c.) Kuran-ı Kerim’de batıl için şöyle buyurmaktadır: “O gökten yağmur indirir de vadiler, dereler kendi ölçülerince dolup sel olup akar. Sel, suların üstünde kabaran köpüğü alıp götürür. İnsanların süs veya bazı eşyaları yapmak için ateşte erittikleri madenlerin de buna benzer bir köpüğü vardır. İşte Allah, hak ile batılı böyle bir temsil ile anlatır: Köpük yok olur gider, insanlara yararı olan cevher kısmı ise dipte kalır. Allah işte böyle misaller verir (Ra’d suresi, ayet 17)” El-Hakk güzel ismi, Allah’ın (c.c.) varlığının delillerle ispat etmeye gerek duyulmaksızın apaçık olarak ortada olduğu anlamına gelmektedir. Her şey O’nun sıfat ve güzel isimlerinin tercümanlığını yapmakta, O’ndan söz etmektedir. Buna rağmen yüce Allah (c.c.) rahmetinden peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir. Peygamberler hem mucizeleri hem birbirlerini aynı dava ile tasdik etmeleri hem de örnek ahlakları ile hak olduklarını ispat etmişlerdir. Kutsal kitaplar, özellikle Kuran-ı Kerim ise Allah’ın (c.c.) sözü olduğunu her ayetiyle gönüllere, akıllara duyurmaktadır. Kuran-ı Kerim’le Allah’ın (c.c.) el-Hakk güzel ismi adeta tecelli etmiştir. Ondaki her bilgi, hüküm, hikmet ezeli ve ebedi olan Allah’a (c.c.) aittir. Allah (c.c.) her şeyi en doğru bilendir. O’nun bilgisinde bir değişme, yanılma ve eksiklik olmaz. Allah (c.c.) Kuran-ı Kerim’de bazı hakları belirlemiştir. Bazı hakları ise toplumların, medeniyetlerin, insanlığın gelişmesine bırakmıştır. Bunlardan birincisine kısas örneklenebilir. Allah (c.c.) Kuran-ı Kerim’de ölen kişinin velisine kısas veya diyet alma (kan bedeli) hakkı tanımıştır. İkincisine de köleliğin kaldırılması örnek olarak verilebilir. İslam dini köleyi özgürlüğüne kavuşturmayı büyük bir iyilik olarak teşvik etmiş, doğabilecek olumsuzluklardan ötürü de onu tek taraflı kaldırmak istememiştir. Çünkü savaşların kazanılıp kaybedilmesinde öldürülme kadar esir olup yaşamını köle olarak sürdürme kaygısı da çok önemli bir rol oynamaktaydı. Bu kaygıdan karşı taraf kurtulursa daha cesur hareket edebilecek, Müslümanların kaygısı da şiddetlenecekti. Dünya uluslarının ortak bir antlaşması ile köleliğin kaldırılması bir insan hakkıdır. Allah’ın (c.c.) el- Hakk güzel isminin tecellisidir. Allah (c.c.) dışında olan her şey aslında yoktur. Yoktan yaratılmışlardır. Ama görünüşte varlıklar vardır ama Allah (c.c.) yoktur. Gerçekte var olan sadece Allah’tır. Bu nedenle mutasavvıflardan benliğini Allah’ta (c.c.) yok etme makamına ulaşanlar (fenafillâh ehli), bu gerçeği görmüşler, yani aslında kendilerinin yok olduğunu, Allah’ın (c.c.) var olduğunu farklı bir bilinç düzeyiyle algılamışlardır. Bunun üzerine bazıları ilahi aşkın verdiği sarhoşlukla kendinden geçip “Enel-Hakk (Ben Hakk’ım)” demişlerdir. Bu sözle onlar Allah (c.c.) olduklarını veya ilahi bir özellik kazandıklarını değil kendi varlıklarının ortadan kalkıp el-Hakk olan Allah’ın (c.c.) kendilerinde tecelli ettiğini vurgulamışlardır. Aslında her varlık, Allah’ın bu güzel isminin tecellisi ile var olmuştur. Her dünya görüşü sadece düşünce temeline dayanır. Yani ideolojiler kafadadırlar. Hayaller gibidirler. Onların gerçeklerle ilgileri zayıftır. Elbette onların içerisinde güzel düşünceler, insanların duygularını okşayan iyi niyetler vardır. Ama insan nefsini unuttukları için büyük eksiklikler içerirler. Gerçeğe bir türlü dönüşemezler. İslam dini böyle değildir. Beş şartından dördü, somut birer yaşantı ister. Yani çeşitli yaşantı süreçlerini gerektirir. Namazın farzları bedenin hareketlerine dayanır. Cemaatle namazda zengin fakir aynı safta bir tarağın dişleri gibi eşittirler. Oruç gün boyunca açlık, susuzluk, cinsel ilişki yasağı ile insanları çetin bir yaşantı sınavına sokar. Bu sayede insan temel ihtiyaçlardan yoksun kimselerin durumunu daha yakından bilir, tanır. Zekât insanların genellikle gerçeğin gerçeği olarak telakki ettikleri, çoğu kişinin de bir ilah gibi taptığı paranın küçük bir kısmını toplumda buna ihtiyaç duyan insanlarla paylaşmaktır. Bu sayede zengin ile fakir arasında bir düşmanlık ve kin oluşmaz. Hac hem bedensel hem de ekonomik bir ibadet olmanın yanında belli bir zaman için çeşitli kurallarla belirli bir yaşantıyı ve ziyaret yerlerini gerekli kılan en somut ibadettir. Hacda bütün dünya Müslümanları aynı kıyafetle biraraya gelip kardeşliği doya doya yaşarlar. Kelime-i şahadet ise İslam dininin dünya görüşünü teşkil eder. Kelime-i şahadette bir babanın evlatları arasında ayrım yapmaması gibi Müslümanların da Allah karşısında eşit olduğu, bunun için peygamberin örnek hayatına uymaya çalışma vurgulanmaktadır. Şayet İslam’ın şartı sadece kelime-i şahadetten oluşsaydı diğer dünya görüşleri ile aynı özelliklere sahip olacaktı. Ama kelime-i şahadet İslam’ın diğer dört şartı ile birlikte bir gerçekliğe dönüşmektedir. İnsanlar kelime-i şahadetle İslam dinine girmekteler ama bu dinde müminlik vasfında gelişmeleri ancak diğer dört şartı da yerine getirmelerine bağlı olmaktadır. Onun için İslam salt bir ideoloji değildir, hayatın bütünün kucaklayan bir dindir. İslam, insanların cinsel hayatından tutun sosyal hayata kadar her şeyi düzenlemekte, kendince hayatın her alanını şekillendirmektedir. Komünizm davasıyla devrim yapmış, sonra yıkılmış devletin (SSCB) yerine kurulan yeni devletlerin bazılarında çeşitli aralıklarla toplam beş yıl kadar bulundum. Bu uzun zaman süresince oralarda hep şunu merak etmişimdir: Gerçekten 70 yıl bu ideoloji ve kültürle yetişmiş ve komünist olması için onca yıl eğitim almış bunca insan arasında ekonomik olanaklarını başka bir komünist arkadaşıyla paylaşan birisi var mıdır? Bu ideolojinin gerçeğe dönüşen bir eylemini yakalayabilecek miyim? Öyle ya uğruna milyonlarca insan katledildi. Bu, boşuna olamaz. Numunelik de olsa mutlaka bir iki örnek insan yetiştirilmiştir. Bu konuda kendimce çok araştırmalar yapmıştım. Ama maalesef bir küçük örneğe bile tesadüf edemediğim gibi komşuluk ilişkilerinde pek çok bencilliklere de şahit olmuşumdur. Orada insanlar genellikle ya çok zenginler ya da çok fakirler. Orta tabaka pek yok gibi. Garip olan durum ise, zenginlerin genellikle belli yerlerde toplanmayıp (henüz gettolaşmaya fırsat ve zemin bulamadılar herhalde) fakirlerle iç içe yaşamasıdır. Yani aynı mahalleyi ve sokağı paylaşmalarıdır. Bunun dışında birbirleri ile hiçbir ilgilerinin olmamasıdır. O zaman şu gerçeğin doğruluğunu bir kez daha derinden kavradım: ‘İnsan nefsi düşünce ve duygu egzersizleri ile eğitilemiyor. Nefis, yaşantıların dili ile biçimleniyor.’ Yani dinimizin zekât ve sadaka emri ve yükümlüğü olmasaydı bir Müslüman da bir komünist gibi kafasında ve kalbinde yoksul kişilere karşı güzel düşünceler ve duygular besleyecekti ama hiçbir zaman maddi olanaklarını onlarla paylaşamayacaktı. Nefsi buna engel olacaktı. İslam’ın büyüklüğü ve güzelliği, Allah’ın (c.c.) el-Hakk güzel ismine uygun olarak somut yaşantıları gerektirmesi ve insan gerçekliğini (özellikle nefsini) dikkate almasıdır. İnsan bedenini ve malını Allah’ın (c.c.) emri istikametinde bir derece kullanırsa Allah (c.c.) onun dünya görüşünü de gerçekliğe dönüştürmektedir. İslam her halükarda bir hayat dinidir. Devleti olmasa bile kişiyi belli yaşantı biçimlerine ve süreçlerine uymaya zorlamaktadır. Allah’ın dini olan İslam bu dünyayı ve ebedi ahret yurdunu cennete çevirmek için gelmiştir. Onun için İslam dinine dünyevi ideolojiler gibi bakmak onu salt bir ideoloji olarak görmek ve değerlendirmek büyük bir yanlışlıktır. O her şeyden önce gerçekliğe, Allah’ın el-Hakk güzel ismine dayanmaktadır. Hayatı temel almaktadır. El-Hakk (Allah gerçeği ortaya serer, yalanı, yanlışı geçersiz kılar) güzel ismi ile kula düşen görev, hakka şahitlik yapmaktan kaçınmamaktır. Hakkın tecellisine çalışmaktır. Hakkı haklıya vermektir. İşin ehline verilmesi de el-Hakk güzel isminin başka bir gereğidir. Nitekim bu konuda ayet-i kerime de vardır (Bk. Nisa suresi, 58). Allah (c.c.), her daim bizleri hakkı arayan, haktan yana olan, hakka şahitlik yapan kullarından eylesin. Âmin. Muhsin İyi |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
ÜYE
Üyelik tarihi: 14-01-12
Mesajlar: 183
Tecrübe Puanı: 0 Konular: 6
![]() |
Muhsin bey güzel bir paylaşım olmuş.Emeklerinize sağlık,ben Rusya da 5 yıl ne iş yaptığınızı oralarda neden yaşamak durumunda olduğunuzu merak ettim...Ayrıca ordaki yaşantının yıllarca uygulanan politikalara uygun olmadığı şeklinde verdiğiniz örneği Türkiye için soracaktım..Ama özellikle işin ehline verilmesi konusunu...Yıllarca çok uzun eğitimler aldım.Bazı konularda çekirdekten yetiştim..Konusunda en bilgili ve yetenekli kişi benim(abartmıyorum,yazdığım doğrudur)ama son 10 yıldır içinde çalıştığım sistemde asla yönetici olamadım..Hep az eğitim yapmış,işten anlamayan ama yetimin hakkını gaspa varan işlerle meşgul kişiler amirlerim oldu..Hatta aksine Allah inancım olduğu ve aldığım maaş nedeniyle değil Allah Rızasını gözeterek çalıştığım için,örselendim,dışlandım..Çalmadım ve çaldırmamaya itina gösterdim.Haklı olmama rağmen haksız muameleler gördüm..Ben kendimi sadece denizde bir damla olarak örnekliyorum..Benim gibi niceleri var.Herhangi bir siyasi partiye yakın yada uzak değilim...Şimdi sovyetler yerine bizim ülkemizi de eleştirir misiniz?Paylaşım için teşekkürler..
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
ÜYE
Üyelik tarihi: 16-08-11
Mesajlar: 95
Tecrübe Puanı: 0 Konular: 69
![]() |
iş gereği farklı zamanlarda bulundum ama böyle özeli kurcalayan sorulara yanıt vermiyorum bir de tabii Türkiye siyaseti konumuz değil, politika konulardan da hiç hoşlanmıyorum. Türkiye her halukarda o yerlere göre daha dini ve insanları yardımseverdir. karşılaştırılmayacak oranda. haram yiyen insanlar elbette her ülkede, peygamber döneminde de olabilir. biz geneli konuşuyoruz. sıkıntılarınız için de geçmiş olsun derim.
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
ÜYE
Üyelik tarihi: 14-01-12
Mesajlar: 183
Tecrübe Puanı: 0 Konular: 6
![]() |
1-Sıkıntılar şahsıma ait değil,kendimle ilgili olanı sadece örnek olarak verdim,şükürler olsun her zaman Allah a sığındığım için ne kadar dara düşsem de manevi alem hep yardım etti.
2-Forumlarda yazdıklarınızla ilgili sorular elbette gelecektir.Şayet bir müddet bulunduğunuz yelerden bu kadar detaylı bahsediyordanız,doğal olarak burdaki biçok insan gibi benim de merakımı çekebilir 3-Yazınızda bir ülkenin siyasi rejimini detaylı olarak eleştirmiş,mukayeseler yapmışsınız,siyasetten bahsetmediğiniz yada siyaset konuşmadığınız biraz tezat olmuyor mu? 4-Bu formda çok güzel değerli insanlar değerli manevi bilgiler dualar aktarıyor hatta birbirleri için dua ediyorlar.Böylesine güzel bir sitede ülkelerin rejimlerinden bahsetmek,ordaki insanları kötülemek ve bu siteyi siyasi forum alanında kullanmak doğru değildir. 5-Ayrıca yazdıklarınızla kalbimi kırdınız.Birbirine Allah ın selamını vererek yada sadece bir tebessüm ederek,yada kalp kırmamayı Allah ın Rızasını kazanmak için tavsiye eden islam gibi şerefli bir dine mensupsanız,kalp kırmamlısınız,kırdığınız kişi sizden alacaklı duruma gelir.. 6-islam dinine mensuplar bilir ki,konuştukları yada bazan konuşmadıkları,yaptıkları yada bazan yapmadıkları herşey kayıt altındadır.Hesap günü geldiğinde bunlar ortaya çıkacaktır.Size söyleyebilecek başka birşeyim yok,esenlikler.. |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
ÜYE
Üyelik tarihi: 16-08-11
Mesajlar: 95
Tecrübe Puanı: 0 Konular: 69
![]() |
yukarıda kalbinizi kıracak şeyler yazdığımı düşünmüyorum. sadece bazı konularda yazmamak için mazeret bildirdim. ama siz yine de alınmışsanız özür dilerim. kalp kırmak gibi bir amaçla değil gönül almak için yazıyorum.
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| allah’in el-hakk, gerceklik, guzel ismi, hak, islam |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|