Go Back   Gizli İlimler Alemi,Büyü Yapma,Aşk Büyüsü Nasıl Yapılır,Büyü Nedir > İSLAM DİNİ > İslamın Şartları > Zekat

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil
Okunmamış 07-06-11, 22:08   #1 (permalink)
YASAKLI
 
Üyelik tarihi: 27-11-10
Mesajlar: 1.915
Konular: 355
Tecrübe Puanı: 0
Kocayürek is an unknown quantity at this point
Standart Ticaret Mallarının Zekâtı

medyum dolunay
Ticaret Mallarının Zekâtı

Her nevi ticaret malları zekâta tâbidir. Ticaret malları, uruz denilen mallardan ve kumaşlardan olabileceği gibi, buğday, arpa, pirinç benzeri ürünlerden ve demir, bakır, kalay gibi ağırlık eşyalarından, koyun, deve ve at gibi hayvanlardan, ev, dükkân ve han gibi gelir getiren mallardan da olabilir.
Ticaret (alım-satım) için olan akarların kira bedelleri de ticaret malı sayılır. Bu ticaret için olan mülklerden alınan gelirlerde ticaret niyeti olması şart değildir.
Sene başında nisab miktarına ulaşan (kıymetleri en az iki yüz dirhem gümüş veya yirmi miskal altın bulunan) ticaret mallarının zekâtı için, sene sonundaki kıymetlerine itibar olunur ve bu kıymetlere göre zekât verilir. Bu kıymetler nisab miktarından aşağıya düşerse, zekât verilmez. Sene ortasında azalıp çoğalmalarının bir tesiri olmaz.
Ticaret için olan hayvanlarda da, hayvanların sayısına veya saime olmalarına bakılmaz. Her halde bunların kıymetleri esas alınır.
Ticaret mallarının sene sonundaki kıymetleri, bulundukları yerdeki piyasaya göre takdir edilir. Bu fiyat biçmede sahibleri serbestir. Dilerlerse bu kıymetleri altın ile ve dilerlerse gümüş ile takdir ve tayin edebilirler. Fakat bunlardan birine göre nisab miktarında bulunduğu halde, diğerine göre nisaba ulaşmasa, nisaba ulaşan değere göre zekâtı vermek gerekir. Meselâ: Bir ticaret malının kıymeti iki yüz dirhem gümüşe eşit olduğu halde, yirmi miskal altına eşit olmayıp bundan eksik olsa, nisab bulunduğuna göre hesaplanarak o malın zekâtı verilir.
Ticaret niyeti, ticaret işi ile beraber olmalıdır. Böyle bir işten soyutlanmış olan bir niyetle bir mal, ticaret için olmuş olmaz. Buna göre, bir insan bir malı satın alırken veya satmak için birine verirken ticarete niyet etse, o mal ticaret için olur.
Fakat bir kimse, kendisine miras bırakılan, bağışlanan veya vasiyet gibi bir yolla geçen mal hakkında ticareti niyet etse, yalnız bu niyetle o mal ticaret için olmaz. Bu mesele İmam Muhammed'e göredir. Fakat İmam Ebû Yusuf'a göre, bir kimse kendisine bağışlanan veya vasiyet edilen bir malı ticaret niyetiyle kabul etse, o mal ticaret için olmuş olur. Çünkü ticaret mal kazanmak için yapılan bir sözleşmedir. Bir kimsenin kabulü bulunmadıkça, mülküne girmeyecek olan bir şey ise, onun kabulü ile bir kazancı olur. Artık onun bu işinde ticaret niyetinin bulunması sahih olur.
Başlangıçta ticaret niyeti ile satın alınmamış olan bir takım eşya veya bir miktar zahire benzeri mal, ileride satılmak üzere saklanırsa, bu bir ticaret malı sayılmaz. Onun için bunun üzerinden bir yıl geçmekle zekâtı gerekmez.
Ölçülür, tartılır veya sayılır şeylerden olan bir ticaret malının kıymeti, sene sonundan sonra artacak veya eksilecek olursa, buna bakılmaz. Ancak tam sene sonundaki kıymetine bakılır, ona göre zekâtı verilir.
Örnek: Sene başından sonuna kadar yüz bin lira kıymetinde bulunan kırk kilelik bir ticaret zahiresi, sene sonundan sonra yüz yirmi bin liraya çıksa veya seksen bin liraya düşse, bu değişikliğe bakılmaz, tam sene sonundaki yüzbin liradan ibaret olan kıymete göre zekât verilir. Buna göre, zekâtı, malın kendinden kırkta bir nisbeti ile verilmediği takdirde, kıymeti olan yüz bin liradan aynı kırkta bir nisbeti ile ödenir.
Ticaret malları bir yıl içinde kendi cinsleriyle veya başka cinslerle değiştirilecek olsa, bir senelik müddet kesilmiş olmaz; yine sene sonunda zekâtlarını vermek gerekir. Geçer paraların değiştirilmesi hakkında da hüküm böyledir.
Örnek: Bir kimse sene başında en az iki yüz dirhem gümüş kıymetinde bir ticaret malına sahib olsa veya bu değerde geçer parası olsa, sene ortasında bunlarla başka bir ticaret malı aldığı zaman bakılır. Eğer elde olan bu mal sene sonunda yine iki yüz dirhem gümüş kıymetinde veya daha ziyade ise, zekâta bağlı olur.
Ticaret için olmayan Saime hayvanlar, sene içinde gerek kendi cinsleri ve gerek başkası ile değiştirilecek olsa, sene başından başlayan müddetin hükmü kalmaz. Değiştirmek suretiyle ele geçen mal veya nakid üzerinden, değişme tarihinden itibaren bir yıl geçmedikçe zekât gerekmez.
Örnek: Saime olan kırk koyun, sene içinde başkasına verilip bunların yerine yine saime olan kırk koyun veya beş deve alınacak olsa, bunların alınışı üzerinden bir yıl geçmedikçe onlardan zekât alınmaz. Çünkü saimelerden alınacak zekât, onların ayinleri (bizzat kendileri) ile geçerli olur. Onlara karşılık alınan saime hayvanlar ise, önceki saime hayvanların aynı değildir. Halbuki ticaret mallarında bu ayniyet işine bakılmaz. Bunlarda geçerli olan sadece maliyettir. Ticarette ise bu değişiklik istenen bir esas olup bu maliyete aykırı değildir.
Ancak bu saime hayvanlardan zekâtları verilmeden veya verildikten sonra geçer para ile değiştirilecek olur da adamın yanında başka geçer paralar nisab miktarı bulunursa, bu nakidler birbirine ilâve edilir. Bu nisab miktarı ana para üzerinden bir yıl geçince, hayvanlardan ele geçirdiği paralar da buna ilâve edilerek zekâtları toptan verilir. Nisab miktarı ticaret malı bulunduğu takdirde de hüküm böyledir.
İmam Züfer'e göre, bu saime hayvanlar kendi cinsleri ile değiştirilirse, bu değişiklik müddetin hükmüne engel olmaz. Yine aynı senenin sonunda zekâtlarını vermek gerekir, değiştirme tarihine bakılmaz.
(İmam Şafiî'ye göre de, gerek kendi cinsleri ile, gerek cinslerinden başkası ile değiştirilmiş olsunlar, müddet kesilmiş olmaz.)
Ticaret maksadı ile kırlarda, mübah mer'alarda beslenen ehli hayvanlar, saime zekâtına değil, diğer ticaret malları gibi, kıymetlerinin kırkta biri nisbetinden zekâta tâbi olurlar. Fakat sonradan yalnız sütleri veya dölleri alınmak üzere saime olmalarına niyet edilecek olursa, o zaman saime zekâtına bağlanırlar ve zekât başlangıcı bu niyet tarihinden başlayarak tam bir yıl sonunda geçerli olur. Böylece sene sonunda zekâtları saime olarak verilir.
Mübah mer'alardan maksad, para ve kira karşılığı olmaksızın bütün insanların hayvanlarını parasız otlatmalarına ayrılan yerlerdir.
Altın ile Gümüşün Zekâtı
Altın ile gümüş ister külçe halinde olsun, ister darbedilmiş olsun, bunlar hangi maksadla bulundurulursa bulundurulsun, nisab miktarına ulaşıp da üzerlerinden bir yıl geçerse, zekâta tâbi olurlar.
Altının nisabı yirmi miskaldır. Gümüşün nisabı iki yüz dirhemdir. Bir miskal yirmi kırattır. Her kırat da beş arpa ağırlığıdır.
Bir şer'î dirhem ise, on dört kırattır. Bu halde on şer'î dirhem, yedi miskal ağırlığına denktir.
Bir de örfî dirhem vardır ki, on altı kırattır. O halde yirmi miskal yirmi beş örfî dirheme eşittir. İki yüz şer'î dirhem de yüz yetmiş beş örfî dirheme eşittir.
Bazı fıkıh alimlerine göre, zekât ve fitre sadakası konusunda her beldenin örfi dirhemi esas alınmalıdır. Buna göre gümüşün nisabı, iki yüz örfi dirhemden ibarettir. Bu şekilde de fetva verilmiştir. Fitre konusuna bakılsın..
Yirmi miskal altının zekâtı, yarım miskal altın olduğu gibi, ikiyüz dirhem gümüşün zekâtı da, beş dirhem gümüştür. Yirmi miskalden fazla olan altın dört miskale ulaşmadıkça ve iki yüz dirhem gümüşten fazla olan miktar kırk dirheme ulaşmadıkça, bu fazlalıklar için ayrıca zekât gerekmez. Ancak bu fazla miktar ile beraber başka bir ticaret malı da bulunursa, o zaman bu fazla miktarlarla hepsinin zekâtı verilir. Fakat altın ile gümeşten nisab üstünde fazla olan miktar, kıymetçe dört miskala veya kırk dirheme eşit olursa, bu fazladan da zekât gerekir. Bu mesele İmam Azam'a göredir. İki İmama (İmam Muhammed ve İmam Ebû Yusuf) göre ise, böyle küsurların da ne olursa olsun, zekâtını vermek gerekir.
Örnek: Bir kimsenin yalnız iki yüz otuz dokuz dirhem gümüşü bulunsa, İmam Azam'a göre, yalnız iki yüz dirhem için beş dirhem zekât vermek gerekir. Küsur olan otuz dokuz dirhem için zekât gerekmez. Bu küsur kırka ulaşmadıkça zekâtı yoktur.
İki imama göre, bu küsurlar için de kırkta bir nisbetinde zekât vermek gerekir.
Yine, bir kimsenin yalnız iki yüz yetmiş dirhem gümüşü bulunsa, İmam Azam'a göre, iki yüz kırk dirhem için altı dirhem zekât vermesi gerekir, geri kalan otuz dirhem için bir şey gerekmez. Fakat iki İmama göre, bu geri kalan kısım için de zekât gerekir. Altın hakkında da hüküm böyledir.
Altın ile gümüşün nisablarında, bunlardan zekât verilmesi için, kıymetlerine değil, ağırlıklarına bakılır. Bunda ittifak vardır.
Buna göre altından yapılmış bir tepsinin ağırlığı nisab miktarından az, meselâ on dokuz miskal olduğu halde, kıymeti yirmi miskalden fazla bulunsa, ittifakla zekâta tâbi olmaz. Ancak bununla beraber zekâta tâbi başka bir mal bulunur da, tümü nisab miktarına ulaşırsa zekât gerekir.
Yine, iki yüz adet gümüş dirhemden biri ağırlıkça biraz noksan bulunsa, bunlara zekât gerekmez. Fakat başka bir zekât malı bulunursa zekât gerekir.
Kendilerinde riba (faiz) uygulanmayan, şer'an ölçek ve tartı esasına bağlı bulunmayan mallardan zekât verilmesinde kıymetlerine bakılır. Ağırlık ve adetlerine bakılmaz.
Buna göre, üzerine zekât olarak orta durumda iki koyun farz olan kimse, bunların kiymetlerini para olarak verebileceği gibi, bu ikisinin kıymetine denk iyi bir koyun vererek de zekâtını ödeyebilir. Çünkü koyunları kıymete bağlı mallardandır. Bunlarda riba (faiz) olmaz.
Fakat kendilerinde riba işlemi yürütülebilen mallarda böyle kıymete değil, ağırlığa itibar edilir. Meselâ: Zekât olarak verilmesi gereken beş kilo bugday karşılığında, dört kilo iyi cins buğday verilemez.
Yine, iki miskal altın yerine, bir miskal ağırlığında olup üzerindeki sanattan dolayı, iki miskal kıymetinde bulunan bir altın verilemez. Çünkü bu durumda riba (faiz) gerçekleşir.
Bu mesele, İmam Azam ile iki İmama göredir. İmam Züfer'e göre verilebilir. Çünkü kıymetleri eşittir. Kıymetler eşit olunca, kul ile Yüce Allah arasında riba düşünülemez.
(Riba'ya bağlı mallar için, kerahet ve istihsan bölümüne bakılsın)
Altın veya gümüşten yapılmış bulunan ziynet takımları ve süs eşyaları, tablolar gibi maddelerden de, nisab miktarına ulaşınca zekât gerekir. Bu zekât kendi cinslerinden olmayan bir mal ile ödeneceği takdirde, ağırlıklarına değil, kıymetlerine bakılır. Bunda da ittifak vardır. Fakat kendi cinsleriyle ödeneceği takdirde, İmam Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göre, ağırlıkları esas alınır. İmam Züfer'e göre kıymetlerine bakılır. İmam Muhammed'e göre de, fakir için daha faydalı olan tarafa itibar edilir.
Örnek: Yirmi miskal ağırlığında bulunan bir altın bilezik, kendisindeki sanat bakımından yirmi beş miskal kıymetinde bulunsa, bakılır: Eğer zekâtı gümüş gibi başka bir cinsten verilecek olursa, ağırlığı olan yirmi miskale değil, kıymeti olan yirmi beş miskale bakılarak zekâtını vermek gerekir. Fakat bunun zekâtı kendi cinsinden olan altından verilecekse, İmam ile İmam Ebû Yusuf'a göre, ağırlığı olan yirmi miskal altına göre verilmesi gerekir. İmam Muhammed ile İmam Züfer'e göre, bu yeterli olmaz; altının kıymetine göre, değer farkı olan beş miskalin de ayrıca zekâtını vermek gerekir.
Yine, İki yüz dirhem has gümüş için, dört dirhem has gümüş kıymetinde olan beş dirhem karışık gümüş verilse, bu İmam Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göre yeterli olur. Çünkü ağırlık bakımından istenen miktara eşittir. Fakat İmam Züfer ile İmam Muhammed'e göre yeterli olmaz; çünkü kıymet bakımından istenen değerden daha azdır.
Aksine olarak iki yüz dirhem karışık gümüş için beş dirhem karışık gümüş kıymetinde dört dirhem saf gümüş verilse, bu İmam Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göre yeterli olmaz. Çünkü ağırlık esasına göre noksandır. Fakat İmam Züfer'e göre yeterlidir; çünkü kıymet bakımından eşitlik vardır. Cenabı Hak ile kul arasında riba düşünülemez.
Altın ile gümüşün ve ticaret mallarının nisabında, bunların bir cinsten olmaları şart değildir. Onun için bir kimsenin bir miktar altını ile gümüşü ve bir miktar da ticaret malı bulunur da, bunların tümünün kıymeti bir nisab miktarı olan iki yüz dirhem gümüşe denk olursa, kırkta bir zekâtlarını vermek gerekir.
Her biri nisab miktarından noksan olan altın ile gümüş, İmam Azam'a göre, kıymet bakımından birbirini tamamlayarak nisab aranır. İki İmam'a göre ise ağırlık bakımından birbirini tamamlarlar.
Buna göre: Bir kimsenin yüz dirhem gümüşü ve yüz dirhem gümüş kıymetinde de on miskal altını bulunsa, bunun için ittifakla beş dirhem gümüş zekât vermesi gerekir. Fakat yüz dirhem gümüş ile yüz dirhem gümüş kıymetinde beş miskal altını yahut elli dirhem gümüş ile yüz elli dirhem gümüş kıymetinde on miskal altını bulunsa İmam Azam'a göre beş dirhem miktarı zekât gerekirse de, iki İmam'a göre gerekmez; çünkü cüz bakımından nisabları noksandır. Fakat yüz elli dirhem gümüş ile elli dirhem kıymetinde beş miskal altın bulunsa, yine ittifakla zekâtları gerekir. Çünkü kıymetleri tam gümüş nisabına denktir. Bundan başka birinin nisabı dörtte üç, diğerinin nisabı dörtte bir nisbetinde mevcut olduğundan tamamı bir nisaba denk bulunmuş olur.
Yüz elli dirhem gümüşle beraber altmış veya seksen dirhem gümüş kıymetinde beş miskal altın bulunsa, İmam Azam'a göre iki yüz dirhemin kırkta biri olarak beş dirhem zekât gerekir. Küsurlar kırka ulaşmadığı için bunlardan zekât gerekmez. İki İmam'ın görüşüne göre, bu küsurlardan dolayı da kırkta bir nisbetinde zekât vermek gerekir. Küsurlarda bağış, iki İmam'a göre yalnız saime hayvanlara mahsustur. Bu bağışlanan küsur, geçerli para ile ticaret eşyalarında olmaz.
(İmam Şafiî'ye göre, altın ile gümüş, nisabı doldurmak için birbirlerine ilâve edilemez; çünkü cinsleri değişiktir. Bunların her biri için ayrı ayrı tam bir nisab şarttır.)
Geçerli olan karışımlı paraların altınları veya gümüşleri, kendilerine karışmış bulunan yabancı maddelerden daha fazla veya eşit bir halde ise, bunlar altın ve gümüş hükmündedir, ona göre zekâtları verilir. Eğer bu paraların altın veya gümüş kısmı, onlara karıştırılan yabancı maddelerden az ise, bunlar ticaret malı hükmüne girerler. Sene sonunda kıymetlerine göre zekâtları verilir. Bunlarda ticaret niyeti aranmaz; çünkü geçerli para yerindedirler.
Geçerli olan paralar veya ticaret malları altın ile gümüşten karışık halde olsalar bakılır: Altınları karışan yabancı maddeden fazla olanlar altın hükmünde, gümüşleri fazla olanlar da gümüş hükmünde olur. Buna göre nisab miktarına ulaşınca, zekâta girerler. Böyle altın veya gümüşü, yabancı maddeden daha fazla olan geçerli paralar ticaret malı olmayınca ağırlıklarına bakılır. Eğer nisaba ulaşırlarsa zekâtları verilir, değilse verilmez. Ancak nisabdan az olan bu gibi geçerli paralar yanında zekâta bağlı başka mal varsa, ona göre zekât gerekir.
Para halinde geçerli olmayan altın ile gümüş, başka bir madenle karışık olunca çoğunluğa göre hükmedilir. Altın veya gümüş yabancı maddeden fazla veya eşit durumda ise, tümü altın veya gümüş hesab edilir. Eğer altın veya gümüş, karıştırılmış yabancı maddeden az ise bakılır: Altın veya gümüş kısmı kıymetçe nisaba ulaşırsa veya ulaşmadığı takdirde, zekâta bağlı başka mallar varsa, onlarla beraber zekâtlarını vermek gerekir.
Bunlar ticaret mallarından ise, diğer maden kısmı da ayrıca nazara alınır. Bunların altın veya gümüş kısmı, böyle nisab miktarına ulaşmıyorsa, hepsi ticaret eşyası hükmünde olur. Bu halde ticaret mallarından ise, kıymetleri en az iki yüz dirhem gümüşe denk olmalıdır ki, zekâta bağlı olsunlar. Yahut nisaba varmıyorsa, kendileriyle beraber başka ticaret malı veya geçerli para mevcut ise, bunlarla zekâta tâbi olurlar, değilse olmazlar.
Altın ile gümüş darbedilmiş geçerli para cinsinden olmamak üzere karışık bir halde bulunursa, bakılır: Eğer yalnız başına olarak altın nisab miktarında ise veya ikisi bir nisab miktarında olup altın gümüşe ağırlık veya kıymetçe üstün veya eşit ise, hepsi altın sayılır. Ona göre zekât gerekir. Fakat altın nisab miktarında olmayıp kendisine gümüş galip ise, o zaman hepsi gümüş sayılır.
Örnek: Altın yirmi miskal olduğu halde, gümüş iki yüz veya üç yüz dirhem bulunsa, bunların hepsi altın sayılır (çünkü yalnız başına altın nisabı gerçekleşmiştir. Bu esas alınır.) Yine, altın on miskal olduğu halde, iki veya üç yüz dirhem gümüş kıymetinden daha değerli olsa, yine hepsi altın sayılır. Fakat altın on miskal olduğu halde, gümüş kısmı yüz veya iki-üç yüz dirhem kadar olup kıymetçe on miskal altından daha yüksek bulunsa, hepsi de gümüş sayılır.
Kâğıt Paralarla Banknotların Zekâtı
Kaime ve evrak-ı nakdiye denilen kâğıt paralar, istenilen zamanda bankaların nakde çevirdiği ve bedellerinin alınabildiği banknotlar nakid para hükmündedir. Çünkü bunların altın ve gümüş gibi piyasada kullanılması âdet haline gelmiştir. Bunların karşılıkları gerçekten veya hükmen mevcut bulunmaktadır. Bunlar hazır bir mal demektir ve bütün insanların servetini teşkil etmektedir. Bunlardan yeterince elde bulunduranlar fakir değil, zengin sayılmaktadır. Bunlar sadece bir alacak senedi yerinde değildir. Bunlardan hemen faydalanmak mümkündür. Bunlar birer geçerli para ve değişim vasıtası olarak kabul edilmiştir. Bunlar diğer paralar gibi istenilen zamanda harcanır ve değiştirilerek karşılığında yarar sağlanır.
Onun için bunlar, geçerli para ve ticaret malları hükmünde olup kendi başlarına veya diğer altın ve gümüş paralarla veya ticaret malları ile beraber nisab miktarında olunca en az iki yüz dirhem kıymetine denk bulununca, sene sonunda altın veya gümüş ile olan kıymetlerinin kırkta biri nisbetinde zekâta bağlı olurlar. Bu zekât kendi cinslerinden de verilebilir.
Örnek: Kırk liranın zekâtı için bir lira zekât verilmesi caizdir. Aynı şekilde, karışım halinde olup altın ve gümüşü az bulunan madenî paralarla sırf bakırdan, nikelden veya deriden yapılarak geçerli durumda olan paralar hakkında da hüküm böyledir.
Eğer bunlar, altın ve gümüş gibi nakid sayılmayıp zekâta bağlanmasalar, fakirler zekât nimetinden mahrum olur. Birçok zenginler de, servetlerini bu gibi kâğıt ve madeni paralara bağlayarak zekât gibi büyük bir nimetin sevabından nasipsiz kalmış bulunurlardı. Böylece zekâtın farziyetindeki şer'î hikmet de ortaya çıkmazdı.
Bankalara yatırılan ve belli müddetlerde alınabilen ve karşılığında senedleri bulunup başkalarına devredilebilen asıl paralar da, ikrarla, senedle sabit borç paralar hükmündedir. Onun için bunlar da nisab miktarında bulunup üzerlerinden her sene geçtikçe zekâta bağlı olurlar.


alıntı
Destek ve Emeğimiz İçin Lütfen Paylaşın:
Kocayürek isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
aşk büyüsü yapma
Cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



ask
Powered by vBulletin® Version kapalı
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.

Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:31.

Desteklenen Siteler=>Medyum Yorumları| Büyü| bağlama büyüsü| aşk büyüsü nasıl yapılır
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp,yasal olmayan bir paylaşım olduğunu düşünüyorsanız iletişim bölümünden bize ulaşabilirsiniz.Haberler Haberler